Fatiha Suresinin Yazılışı, İçeriği ve Ayetlerin Tefsiri

İslami İrşad - Fatiha Suresi, Kur'an'da yazılan ilk surenin adıdır ve namazda okunması gereken suredir. 

Namazdaki öneminin yanı sıra, Fatiha Suresi bireysel ya da toplu olarak dua ve yakarışlara eşlik etmek için de sıklıkla okunur. 

{getToc} $title={Table of Contents} $count={Boolean} $expanded={Boolean}

Ayetin Tefsiri (Açıklaması)

Fatiha Suresinin Yazılışı, İçeriği ve Ayetlerin Tefsiri
Fatiha Suresinin Yazılışı, İçeriği ve Ayetlerin Tefsiri

Fatiha Suresi Kuran'da olağanüstü faziletlere ve avantajlara sahip birkaç sureden biridir. Bu faziletlerden biri, Fatiha'nın Ümmül kitab veya Kur'an'ın anası olarak adlandırılmasıdır. 

Fatiha Suresi'nin içeriği, Kur'an'ın ana hedeflerini, yani Allah'ı övmeyi, tüm emirlerini yerine getirerek ve tüm yasaklarından kaçınarak Allah'a ibadet etmeyi ve ayrıca O'nun vaatlerini ve tehditlerini açıklamayı içerdiği için bu şekilde adlandırılmıştır.

Fatiha Suresi, her namazda tekrar tekrar okunan yedi ayet içerdiği için Es-Seb'il-Mesani olarak da adlandırılır. 

Bu sure Kuran'ın konusu ve Kuran'ın başlangıcı olduğu için Suretul-Asas veya Esasul-Kuran olarak da adlandırılır. 

Fatiha Suresi olarak adlandırılmasının nedeni ise, bu surenin Kur'an'ın ilk suresi ya da tam olarak indirilen ilk sure olmasıdır.

1. Ayet

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla" 


Arapça kurallarına göre her cer harfinin bir muta'allakı (anlamın bağlı olduğu yer) vardır. Bu ayet cer harfi ile başlamaktadır. 

Bu, harften önce düşürülen bir fiilin olduğunu gösterir. Cer harfinden önce gelen fiilin iki ihtimali vardır: Habariye (haber) ve insiye (emir). 

Eğer mu'allak harfi khabariye kalıbında ise besmeleyi okuyan kişi Allah'ın ismini zikrederek işine başladığını haber veriyor demektir. 

İnsiye kalıbında ise, Allah'ın kuluna kendi adını zikrederek işe başlamasını söylediği anlamına gelir.

"Allah'ın adıyla" ünlemi, Allah'a olan bağlılığın bir yansımasıdır. 

Arapça'da, okuyucunun eylemine Allah'ın adını anarak başladığının, böylece eylemin O'ndan kaynaklandığının ve O'nun tarafından korunduğunun bir ifadesidir.

Bir işi yapmak için okuyucudaki gücün Allah'tan olduğu anlamına da gelebilir. 

Eğer Allah yoksa, o zaman onda güç yoktur. Allah'tan yardım gelmezse o işi yapması mümkün değildir.

2. Ayet

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ

"Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur."

Bu ayet, tüm kemal sıfatlarına sahip olduğu ve hem fiziksel hem de zihinsel, hem dini hem de dünyevi çeşitli zevkler sağladığı için Allah'a bir övgüdür. 

Aynı zamanda Allah'ın kullarına kendisini övmelerini emretmesini de içerir. Çünkü övgüye layık olan yalnızca O'dur. 

Evrendeki tüm varlıkları yaratan O'dur. Yaratıkların tüm sorunlarıyla ilgilenen O'dur. 

Bütün yaratıkları verdiği çeşitli nimetlerle yaşatan O'dur. Seçilmiş bazı kullarına da iman ve salih amel nimetini verir. 

Her güzel övgü sadece Allah içindir. Çünkü bütün varlıkların yaratılış kaynağı O'dur. O, evrenin yöneticisi ve idarecisidir. 

İnsanlara, kendileri için hayırlı ve yararlı olan şeyleri ilham eden de Allah'tır. Bu nedenle, verdiği nimetlerden dolayı tüm övgü ve şükürler Allah'a verilmelidir.

3. Ayet

اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ

"O, Rahmân ve Rahîm’dir."

Bu iki kelime Allah'ın sıfatlarını tanımlar. Allah bu iki sıfatı, kullarına Allah'ın takdirinin merhamet ve şefkate dayalı olduğunu açıklamak için belirtmiştir. 

Bu, tüm yaratıklara bahşedilen birçok nimette açıkça görülmektedir.

4. Ayet

مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ

"O, hesap ve ceza gününün tek sahibidir."

Bu ayette iki çeşit kıraat vardır. Eşim, Kisaî ve Yakub mim harfini uzun okuyarak okumuşlardır. Diğer okuyucular ise uzun okunmayan mim harfi ile okurlar. 

Her ne kadar iki şekilde okunsa da kelime aynı anlama gelmektedir. Bazı âlimler, el-Mâlik veya el-Melik kelimesinin, bir şeyi yoktan var etmeye muktedir olan anlamına geldiğini belirtirler.  Bunu Allah'tan başka hiç kimse yapamaz. 

"Maliki yevmiddin" ifadesi er-rahmanir-rahim'den sonra, sanki bir öneriden sonra bir tehdide işaret etmek için zikredilmiştir. 

Bu aynı zamanda Allah'ın kullarını her iki yöntemle de eğittiğini göstermek içindir. Allah Rahman ve Rahim'dir ve insanların yaptığı her şeyin cezasını verme gücüne sahiptir.

Fatiha Suresi Müslümanların hayatında çok önemli bir rol oynamaktadır. Kuran'ın açılış suresi olmasının yanı sıra, tüm Kuran'ın içeriğini de açıklar. 

Fatiha Suresi, Kuran'ın ana hedeflerini icmal (genel) olarak içerir ve daha sonra sonraki surelerde yer alan ayetlerde çeşitli bilgilerle detaylandırılır. 

Bu konular arasında akide, ahlak, yasalar ya da şeriat ve tarih yer alır. 

Birinci ayetten dördüncü ayete kadar olan ayetler akide ve ahlaka ilişkin öğretileri içerir. 

Bu ayetlerde bu evreni sadece Allah'ın yönettiği ve insanların hesap gününde Allah'ın insanları adaletle cezalandıracağına inanmalarının gerekliliği anlatılır.

5. Ayet

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ

"Rabbimiz! Sadece sana kulluk eder ve sadece senden yardım isteriz."

İmam Celaleddin el-Mahalli ve Celaleddin es-Suyuti'nin Tefsirul Kur'anil Ezim kitabında "iyyake na'budu ve iyyake neste'inu" ayetinin, Allah'ın ayette insanların sadece Allah'a ibadet edeceğini, Allah'tan başka hiç kimsenin ibadet edilmeye hakkı olmadığını belirttiği anlamına geldiği açıklanmıştır. 

O halde kişi yapmış olduğu ibadeti ile Allah'tan yardım istemek için ibadetini aracı kılabilir. 

Bu yorumdan, Müslümanların yalnızca Allah'a ibadet edebilecekleri ve yalnızca Allah'tan gerçek yardım isteyebilecekleri çok açıktır. 

Ve bu ayette, Müslümanların Allah'a teslimiyetlerinde tam bir bütünlük içinde olmaları gerektiği anlamı vardır, çünkü olan her şey sadece Allah'ın yardımıyladır. 

İbadetin kendisi bile Allah tarafından verilen bir yardım şeklidir. Ancak bu, bu teslimiyetin insan olarak çabalarımızı reddettiği anlamına gelmez, çabaladıktan sonra bütünüyle teslim oluruz.

6. Ayet

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ

"Bizi dosdoğru yola eriştir;"

Fatiha Suresi'nin altıncı ayeti, insanların Allah'tan hidayet istemeleri gerektiğini açıklamaktadır. 

Lafez ihdinâ, Müslümanlar olarak Allah'tan gerçekten hidayet umduğumuzu çok açık bir şekilde ifade etmektedir, çünkü eğer Allah'tan hidayet almazsak neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edemeyiz. 

Tefsir-i Misbah'ta burada hidayet anlamına gelen lafzı ihdina üç kısımda açıklanmaktadır:

Birinci ipucu içgüdü ile sınırlıdır. Bu hidayet sadece ihtiyaç duyulan şeylerle sınırlıdır. Bu içgüdü, içgüdü sahibinin ötesinde olan şeylere ulaşamaz.

İkinci ipucu beş insan duyusu şeklindeki rehberliktir. İçgüdü, içgüdü sahibinin ötesindeki şeylere ulaşamadığında, insanlar yine de beş duyularıyla onlara ulaşabilir. Bununla birlikte beş duyu da hala sınırlıdır.

Üçüncü ipucu ise akıldır. Akıl, duyular tarafından elde edilen tüm bilgileri koordine eder ve daha sonra bir sonuç üretmek için işlenir.

Yukarıdaki üç ipucu Allah tarafından verilen ipuçlarıdır ve bir kişiyi daha iyi olmaya yönlendiren rehberlik şeklinde başka bir ipucu daha vardır. 

Lafzı siratal müstakim ile ilgili olarak birçok âlim bunu yorumlamada farklılık göstermektedir. 

Ebu Cafer ve diğerleri gibi tekvil uzmanlarına göre bu lafzın düz ve dolambaçlı bir yol anlamına geldiği konusunda hemfikirdirler. Bu arada İmam Es-Sauri'ye göre bu lafız, biz Kuran'ız anlamına gelir. Ve imam Dahhak'a göre bu lafız İslam dini anlamına gelir. 

Yukarıdaki alimlerin çeşitli görüşlerinden, lafz-ı siratal mustakim'in İslam'a göre doğru bir yol veya hakikat yolu olduğu ve İslam'daki rehberliğin Kuran olduğu sonucuna varılabilir. 

Dolayısıyla biz Müslümanlar Allah'tan hidayet, yani Kuran'a uygun İslami dini rehberlik bekleriz.

7. Ayet

صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ

"Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna. Gazaba uğrayanların ve azıp sapanların yoluna değil."

Tefsir-ul Kuran-il Azim kitabında "en'amte aleyhim" ifadesindeki nimete kavuşan kişilerin Allah tarafından hidayete erdirilmiş veya hidayete erdirilmiş kişiler olduğu açıklanmıştır. 

Dahhak'ın İbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre ise nimet verilen kişi Nisa Suresi 69. ayette tarif edilmiştir. 

İmam Ebu Cafer Er-Razi ise bu ayette kastedilenin peygamberler olduğu görüşündedir. 

Tefsirul Kur'anil Adzim kitabındaki yoruma göre Lafadz ġayri-lmaġdûbi ‘aleyhim velâ-ddâllîn Yahudiler ve Nasranilerdir. 

Ya da şu anki durumdan yola çıkarsak lafızdan kastedilen gayrimüslim halktır. 

Dolayısıyla bu ayette kastedilenin bir önceki ayetin devamı olduğu, yani her zaman Allah'ın istediği yolda kalmamız ve kâfir gruplara düşmememiz için hidayeti umduğumuz çok açıktır.

Daha yeni Daha eski